Yakın zamanda Reproductive Toxicology dergisinde yayımlanan bir çalışma, beslenme ile kadın kısırlığı ve kötü IVF sonuçları arasındaki bağlantıya ilişkin mevcut kanıtları incelemektedir.
Giriş
İnfertilite, tıbbi olarak bir yıl boyunca korunmasız cinsel ilişkiden sonra gebelik elde edememe olarak tanımlanır. Mevcut tahminlere göre dünya genelindeki çiftlerin 15-20%’si infertilite yaşamaktadır.
İnfertilite oranlarının artması nedeniyle araştırmacılar, üreme sağlığını etkileyebilecek yaşam tarzı ve çevresel faktörleri belirlemeye daha fazla ilgi göstermektedir. Akdeniz ve Batı diyetleri gibi belirli beslenme modellerinin yanı sıra belirli gıdaların infertilite üzerindeki olası etkileri çok sayıda çalışmada kapsamlı biçimde araştırılmıştır.
Mevcut çalışma, özellikle karbonhidratlar, proteinler ve yağ asitlerine odaklanarak beslenme ile doğurganlık arasındaki karmaşık bağlantıyı inceler.
Yağlar
Omega-3 çoklu doymamış yağ asidi (ω-3 PUFA’lar) ve omega-6 (ω-6) PUFA’lar çeşitli gıda türlerinde bulunabilir. ω-3 PUFA’lar genellikle somon, uskumru, sardalya ve ton balığı gibi balıklarda; ayrıca kuruyemişlerde, tohumlarda ve bitkisel yağlarda bulunur. Kuruyemişlerde, tohumlarda ve yağlarda bulunmalarının yanı sıra ω-6 PUFA’lar kümes hayvanı etinde, balıkta ve yumurtalarda da bulunabilir.
Bu yağların IVF sonuçları üzerindeki etkisine ilişkin şu anda kesin kanıt bulunmamaktadır; ancak artan ω-3 PUFA tüketimi ile gebelik olasılığının artması arasında bir korelasyon olduğu görülmektedir.
Bununla birlikte, balık gibi bazı gıdalar metil cıva ve dioksinler gibi kalıcı organik kirleticilere daha yüksek düzeyde maruz kalmaya yol açabilir. Sebze ve meyve tüketimi de pestisit maruziyeti riskinin artmasına neden olabilir.
Karbonhidratlar
Karbonhidratlar, glikoz metabolik yolunu ve insülin aracılı glikoz kontrolünü düzenleyerek insan enerji metabolizmasında kritik bir rol oynar. Karbonhidratların yapıları farklılık gösterir; basit şekerlerden bitki hücre duvarı polisakkaritleri ve belirli oligosakkaritler gibi kompleks moleküllere kadar uzanır. Glisemik indeks (GI) ve glisemik yük (GL), karbonhidratların kan şekeri düzeyleri üzerindeki etkisini gösteren ölçümlerdir.
Çözünür diyet lifinde veya tam tahıllı gıda ürünlerinde bulunanlar gibi kompleks, sindirilemeyen karbonhidratları tüketmek GL’yi azaltmaya yardımcı olabilir. Daha fazla tam tahıl tüketimi ile daha yüksek gebelik ve canlı doğum oranları arasında bir korelasyon vardır. Ayrıca çalışmalar, daha fazla sebze tüketiminin intrasitoplazmik sperm enjeksiyonundan (ICSI) sonra embriyo kalitesinde iyileşmeye yol açabileceğini göstermiştir.
Karbonhidrat alımının ve parçalanmasının yumurtalık işlevini düzenlemede rol oynadığını gösteren kanıtlar vardır. 2009 tarihli Nurses’ Health Study II’ye (NHS II) göre, daha düşük düzeyde karbonhidrat alan kadınlarla karşılaştırıldığında, daha yüksek düzeyde karbonhidrat tüketen kadınlarda ovülasyona bağlı infertilite riski önemli ölçüde artmıştır.
Araştırmalar, toplam enerji alımının karbonhidratlardan gelen %45’inden azını içeren bir beslenmenin, folikül uyarıcı hormon (FSH) ve seks hormonu bağlayıcı globulin (SHBG) düzeylerini artırırken testosteron ve insülin düzeylerini azaltarak polikistik over sendromu (PCOS) belirtilerini iyileştirebileceğini göstermiştir. Kilo kaybı ile fazla kilolu veya obez PCOS hastaları arasında bir korelasyon vardır.
IVF uygulanan infertil ve obez infertil kadınlarda, günlük kalorilerin yarısını karbonhidratlardan sağlayan hipokalorik bir diyet; daha fazla oosit toplama, daha yüksek klinik gebelik oranları ve daha yüksek canlı doğum oranlarıyla sonuçlandı. Öte yandan, şekerli gazlı içecek tüketiminin, yumurtalık uyarımı döngüleri sırasında toplanan oosit ve elde edilen embriyo sayısının daha düşük olması ve canlı doğum oranının azalmasıyla da zayıf bir ilişkisi olduğu görüldü.
Proteinler
Sağlıklı bir yetişkin, vücut kütlesinin her kilogramı (kg) için 0.8 g/kg protein tüketmelidir. Hayvansal protein alımı, bitkisel proteinlerle karşılaştırıldığında ovülasyon bozukluklarıyla pozitif korelasyon göstermektedir. Çalışmalar, enerji alımının %5'inin hayvansal protein yerine bitkisel proteinlerden alınmasının ovülasyon bozuklukları riskini %50'den fazla azaltabileceğini göstermiştir.
Süt ürünleri ve soya tüketimi ile IVF sırasındaki iyileşmiş sonuçlar arasında bir korelasyon vardır. Bunun nedeni, soyanın östrojene benzer bir yapıya sahip olan ve östrojen reseptörlerine bağlanarak zayıf östrojenik aktivite gösteren izoflavonlar, yani fitoöstrojenler içermesidir.
Sonuç
Sonuç olarak bu çalışma, kadın infertilitesi ve IVF sonuçları bağlamında beslenmenin dikkate alınmasının önemini vurgulamaktadır. Beslenme tercihlerinin, özellikle yağ, karbonhidrat ve protein türleriyle ilgili olanların, doğurganlığı ve yardımcı üreme tekniklerinin başarısını etkileyebileceğini öne sürmektedir. Bununla birlikte, beslenme, çevresel faktörler ve üreme sağlığı arasındaki karmaşık etkileşimi tam olarak anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.